Gazeteciler Cemiyeti | OKTAY AKENGİN
18346
page,page-id-18346,page-template-default,ajax_fade,page_not_loaded,boxed,,qode-theme-ver-5.6,wpb-js-composer js-comp-ver-4.3.4,vc_responsive

OKTAY AKENGİN

SPOR YAZARLIĞI İYİYE GİTMİYOR”

Babasını kırk günlükken kaybetti, profesyonel futbolcu oldu,Anadolu Ajansı haberleşme servisinde çalışırken spor bölümüne geçti, TSYD Ankara Şubesi’nin en uzun süreli başkanlığını yaptı. Her zaman Atıfbey’li olmakla gurur duyan Oktay Akengin ile anıları tazeledik.

Tokat’lı polis memuru Sabri Bey memleketinden Hayriye Hanım ile evlenir ve yurdun çeşitli yerlerinde görevden göreve koşar. Komiser olarak atandığı Ankara’da ise onları farklı bir gelecek beklemektedir. Ankara’daki görev yeri, Gar Karakolu’dur ve hemen yanındaki lojmanda oturmaktadır. İki kızından sonra oğlu Oktay Akengin de, 1939 yılında burada dünya gelir fakat ailenin mutluluğu fazla uzun sürmez. Oktay Akengin kırk günlükken babasının ölümü onları yeni bir yaşama götürür.

Hayriye Hanım, çocukları ile Dışkapı Uzunyol’a taşınır ve aile burada yaşam mücadelesi verir. Oktay Akengin, Devrim İlkokulu’ndan sonra Atatürk Lisesi orta kısmını bitirir. Bu dönemde futbol oynamakta ve yaşının da getirdiği atılgan bir dönem yaşamaktadır. Ankara’dan ayrılışın öyküsü şöyle:

“Babamın ölümünden sonra elde kalan imkânlarla annemin Dışkapı’da aldığı evde büyüdüm. En büyük ablam bir subayla evlendi. Eniştem ‘bu muhitte kalırsa okumaz bu çocuk’ diyerek tayin olduğu Manisa’ya beni de götürdü. Gerçekten derslere fazla ilgim yoktu ama okul bir yandan sürüyor bir yandan da futbol oynuyordum, ikisi de aksamıyordu yani. Manisa’da da bu sürdü ve lise öğrenciliğimde Gediz Spor’da futbol oynuyordum. Liseyi burada bitirdim, Ankara’ya döndüm. Askerliğimi yaptım, profesyonel futbolcuyum. Altındağ ve Yenişehir takımlarında forma giyiyorum, sağ açık oynardım.

Yenişehir hem semt olarak hem de takım olarak çok farklı idi, popülerdi. Varan Otobüslerinin sahipleri sponsorlarımızdı. Arman Talay, Bekir Çiftçi, Atilla Bartınlıoğlu gibi gazeteciler kulüp yöneticilerimizdi. Üç büyükler gibi bizim formalarımız da Avrupa’dan gelirdi, çok kaliteliydi. Sahaya çıktığımız zaman rakiplerimiz bize imrenerek bakardı, o zamanlar Türkiye’de böylesi yok, numaraları söküp Te-Shirt yapar Kızılay’da tura çıkardık! Futbol hayatım bu iki takım arasında geçti. Ajansta çalışırken de futbol oynadım, askerliğim sonrasında da, yedi yıl da bu takımın kaptanlığını yaptım. Bir zaman geldi işler bozuldu, eski tadı kalmadı, kulüp inişe geçti, ben zaten çalışıyordum ve futbolu bıraktım. Bugün Yenişehir denildiğinde aklıma spor hayatımdaki o güzellikler gelir.”

AJANSA GİRİŞ

Futbol oynadığı zamanlarda bir yakının yönlendirmesi ile 1961 yılında Anadolu Ajansı’nda işe başlar. 1962 – 63 yıllarında yedek subaylığını Erzurum’da yapan Oktay Akengin, yeniden Anadolu Ajansı’ndaki görevine döner. Akengin o günleri şöyle anlatıyor:

“Refik Ünal o zamanlar Ajansın haberleşme müdürü, benim de ilk kadrom burada. Ulus’ta, Anadolu Ajansı’nın binası da Küçük Tiyatronun yanında, bugün Merkez Bankası’nın olduğu yer, karşısı Belvü Palas. Orada iki küçük bina vardı yan yana, birisi MİT binası olarak bilinirdi diğeri de Anadolu Ajansı. Tüm çalışanları ile yirmi kişi bile olmazdı. İstanbul ve İzmir’de şubeler vardı, oralara haberler telekse geçilirdi. Başladığım yıllarda fotoğraf servisi diye bir şey bilmiyorum yoktu, daha sonra, Mehmet Yılmaz, Kayhan Vandemir, Engin Cenkçi falan geldi.

Günün belli saatlerinde bülten çıkardı, gazete binaları Ulus’ta olduğu için onlar gelir alırdı. Radyoda da bizim bülten okunurdu, onun için belli yaşın üzerinde olanlar hala haberlere ‘ajansı dinleyelim’ der. Tahsin ağabeyimiz de bültenleri Kavaklıdere ve Çankaya’daki sefaretlere bisiklet ile dağıtırdı. O zamanlar buralar bahçe olduğundan dönüşte cepleri mevsimine göre meyvelerle dolu olur, bizlere ikram ederdi.

Az sayıda çalışanı olduğundan Ajansta herkes her işe yardımcı olurdu. Ben, genç ve hareketli olduğum için onlardan daha fazla çalışırdım çünkü mesleği de çok sevmiştim. Çalışma saati diye bir şey bilmediğim için eve bile gitmediğim zaman olurdu. Her türlü haberde derleme işini yapardım, hangi konuda olursa olsun gelen bilgileri haberleştirirdim. Spor servisimizin başında da İlhami Tansel vardı. Ben futbol oynuyorum yani sporun içindeyim ve haberciyim. 1965 yılında İlhami ağabey beni yanına aldı, spor servisine geçtim, muhabirlik başladı. Bu görevde daha bir yılımı doldurmamıştım, 1966 yılında İlhami ağabeyi kaybettik, servis sorumlusu ben oldum.”

TEK BAŞINA

Oktay Akengin Anadolu Ajansından 1987 yılında emekli olana kadar servisi tek başına yönetir ama zaman zaman da kadro şişer, işte öyküsü:

“İlhami ağabey de tek idi ben de tek çalıştım hep. Gençlerbirliği’nde kaptanlık da yapan Turan Bayraktar geldi, kısa sürede gitti. Hakem Hüseyin Çankayalı kaşeli çalışıyordu, Ali Abalı ve Turhan Doğu ile de bir süre çalıştık.

Anadolu Ajansı’nda kadrolar genel seçim sonralarında değişirdi. İktidar mutlaka yakını birkaç kişiyi işe aldırırdı. CHP iktidarı sırasında, spor servisine, baba dediğim Cemal Saltık ile birlikte top oynadığım Güngör Sayarı geldi ama bu gelişler çok kısa sürdü, ‘tek başladım tek bitirdim’ görevimi.
O günleri anarken ‘daktilo’ konusunu da anlatayım. Ajansta üç daktilo vardı, kapanın elinde kalıyordu. Haber yazmak için sıra beklenirdi. Bu tabiî ki, arkadaşlar arasında gerginlik yaratırdı. Teleks bildiğim için bende sorun olmazdı.”

AKDENİZ OYUNLARI

Oktay Akengin ilk kez yurt dışı göreve 1967 yılında Tunus’a Akdeniz Oyunları için gider, işte öyküsü:

“Oyunlar için çok kalabalık bir grup gittik. Burada Türk spor yazarları bir takım kurduk ve yabancı gazeteciler için düzenlenen bir turnuvaya katıldık, ilk üçe girmiştik.

Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak. Oyunların yapıldığı kocaman alan, bir gün karşılaştık Apak ile ben boks izlemeye gidiyorum, bana ‘bizim takım nerede’ dedi, bende son gördüğüm yeri söyledim ve ayrıldık. Sonra aklıma ‘Federasyon başkanı takımı kaybetti’ diye bir başlık geldi ve yazdım. Gazeteler bunu kullandı. Bana çok kızmıştı ama dostluğumuz yine de sürdü.”

Başkent spor basında bir anda ismini duyuran Oktay Akengin TSYD üyesidir artık. Ankara şubesi başkanlığında rekora giden çalışmalarını de şöyle anlatıyor:

“Önceden bazı yönetim kurullarında görev almıştım, 1970 yılında başkanlığa seçildim ve 1984 yılına kadar kaldım. Sanıyorum en uzun başkanlık yapan benim. Atatürk Spor Salonu içindeki dernek binamızın bugünkü yerine getirilmesini sağladık. Spor Akademisinden engellemeler oldu ama spor yazarları, sırt sırta vererek, Genel Müdür Yücel Seçkiner ve Bölge Müdürü Çetin Şahiner’in de çok büyük katkıları ile bu binayı derneğimize kazandırdık. Daha sonra arkadaşlarımız buraları daha da geliştirdiler. Bugün, TSYD Ankara Şube Başkanlık koltuğunda oturan oğlum Gökhan Akengin de benim için ayrı bir gurur kaynağı.”

EVLİLİK

Oktay Akengin hem futbol oynayıp hem ajansta çalıştığı dönemlerde üçüncü bir işe daha girer. TRT yeni kurulmuştur ve haberleşme servisine ‘yarı zamanlı’ eleman alınacaktır. Günde iki saat TRT’nin haber servisi ilk binasında görev yapan Akengin burada Vildan Hanım ile tanışır ve yaşamını birleştirir. Çiftin, Gökhan ve Banu isminde iki çocuğu ve Ege isminde de bir torunu var.

GİDİŞAT KÖTÜ

Oktay Akengin günümüz spor yazarlığı için de şunları söylüyor:

“Köşemden izlediğim kadarıyla spor yazarlığının geleceğini iyi görmüyorum. Gazeteci arkadaşlarımın çoğu mesleğe yeteri derecede ilgi göstermiyor. Yazılan haber ve yorumlar yerini bulmuyor. Bu kötü gidişata, gazete ve televizyonların merkezi olan İstanbul’un ön ayak olduğunu görüyorum, bu beni daha da endişelendiriyor. Orada kulüpçülük öne çıkıyor, gerçekler göz ardı ediliyor ve derneğimiz bunda yetersiz kalıyor. Bu gidişat beni rahatsız ediyor.

Eski, sevgi saygı ve meslek aşkı temeline kurulmuş ilişkiler artık yok. Anadolu Ajansı Muhasebe Müdürlüğü teklif edilen, Alaeddin Yazganarık’ın tercihini spor muhabirliğinden yana kullanmasını unutmam mümkün değil, emekli olunca da görevi ona devrettim zaten. Başarıyı yakalamak için ne tatil yapardık ne de ailemize zaman ayırabilirdik. O dönemde gazetelerin spor servislerinde bir veya iki kişi olurdu, bu da bazı gazetelere mahsustu. Gelenekçi bir kuşağız biz, bunu da rahmetli Beyhan Cenkçi’den öğrendik.”

ATIFBEY

Oktay Akengin Atıfbey’i de şöyle anlatıyor:

“Çılgın gençliğimin geçtiği Atıfbey, Ankara’nın değişik semtlerinden. Esprinin bol olduğu, insanlarının nüktedan, delikanlı, çoğunun da okumuş olduğu bir semttir Atıfbey. Buranın kendisine has bir kültürü vardır. Buradaki insanlar, dayanışmayı öne çıkartır. Herkes birbirine destek verir. Delikanlıların harman olduğu Atıfbey, Ankara’da hep ön plana çıkan bir semt olmuştur. Buradan; Ünal Erkan, İsmet İraz, Cemal Saltık, İsmail Dilber, Zafer Dilber gibi mesleklerinde önde gelen isimler çıkmıştır.

Atıfbey kültürü günümüzde de devam ediyor, onun için bu semtten kopmak mümkün değil. Bu bakımdan Atıfbey’li olmak ayrıcalıktır.”